Antik
devirde ismi Korakesion ve Kalonoros olan Alanya, Kilikya
sınırında Pamfilya'ya karşı bir savunma kalesi görevi
görüyordu. Alanya'nın eski çağlardan Korakesion denilen eski
kısmı yüksek kayalıktan ibaret bir yarımada üzerinde yer
almaktadır. Savunmaya elverişli konumu nedeniyle Romalılar
zamanında ve daha önce Helenistik devirde uzun süre
korsanlara sığınak teşkil etmiştir. Korsanlar burada
gizlenirler ve elde ettikleri malları bugün korsan mağarası
dediğimiz yerden yukarıya açılan bir tünelle yukarıya
taşıyıp saklarlardı.
Bunların reislerinden Diadoros Tryphon yarımada üzerinde bir
şato yaptırdı ve kentin temelleri İÖ. 2 yy'da böylece
atılmış oldu. Akdeniz'i soygun yeri haline getiren
korsanları temizleyen Roma İmparatoru Pompeius Alanya'daki
şatoyu yıktırdı. Korsanlığın ortadan kalkması üzerine,
Alanya sönükleşti. Bu yer, daha sonra Marc Antonius
tarafından Kleopatra ya hediye edilmiştir. Alanya, Bizans
devrinde bir beyin idaresine geçerek yavaş yavaş tekrar
gelişti ve etrafına surlar inşa edildi. Ancak kent,
Selçukluların kenti ele geçirmesi ile (1221'den itibaren)
önem kazanmaya başlamıştır.
Alanya'ya Selçukluların özel bir sefer düzenlemesi nedeninin
başında, Alanya'nın Selçuklu Devleti'nin başkenti Konya'ya
Antalya'dan daha yakın olması gelmektedir. Selçuklu
hükümdarı Sultan Alaeddin Keykubat kaleyi kuşattığı zaman
içinde yaşayan halk, Alaeddin Keykubad'ın kuşatmasına karşı,
iki ay boyunca kenti ve kaleyi savunan beyleri Kir Fard'a
giderek teslim olmasını istediler. Kir Fard kabul etmedi.
Bunun üzerine halk Sultan Alaeddin'e giderek kalenin
anahtarlarını teslim etti (1220'de). Bunun üzerine kral da
teslim olma yoluna gitmiştir. Kararını Antalya Subaşısı Emir
Mübarizüddün Ertokuş aracılığı ile Alaeddin Keykubat'a
bildirdi.
Alara Kalesi Kralı da Kir Fard'ın kardeşi idi. Böylece başta
Manavgat ve Alara olmak üzere altı kale daha böylece
Selçukluların eline geçmiş oldu. Bu sırada Alanya Kralı Kir
Fard kızını da Keykubad'a vermiş ve onun emrine girmiştir.
Selçuklu Sultanı, karısına Mahperi" ve kente de "Alaiye"
ismini verdi. Kale yeniden inşa edildi, büyük bir tersane
kuruldu. Burası Selçuklu Sultanlarının bir donanma üssü
haline geldi ve Selçuklu sultanları kışlık olarak
kullandılar. Böylece kent hem büyüdü, hem de çok güzelleşti.
(Antalya Folkloru, H.Çimrin).
Bu devirde kentin surlarına iki sur daha eklenmiş (1226-31)
ve baştan başa restore edilmiştir. Alanya Kalesi, iç içe, üç
sıra surdan oluşur. 83 kulesi ve 140 burcu vardır. Ayrıca
yine bu devirde bir tersane ve bunu korumak için de
tersanenin hemen yanında tersaneyi savunmak amacıyla bir
Kızılkule inşa edilmiştir. Selçuklular devrinde Alanya'da
birçok önemli olaylar yaşanmıştır. Alaeddin Keykubat'ı
düşürerek tahta geçen II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Moğollara
yenildikten sonra Alanya kalesine sığınmıştır. III.
Keyhüsrev, gittikçe büyüyen gücünden korktuğu Sadeddin
Köpek'i burada öldürmüştür.
Daha sonra tahta çıkan 111. İzzeddin Keykavus, 1259da Alanya
daki Keykubat Sarayı'na yerleşerek, ülkeyi buradan
yönetmiştir. Daha sonraları sarayda İlhanlı elçilerine kötü
davranması sonucu çıkan olaylar sonucunda Moğol akınlarıyla
karşılaştığında, II. İzzeddin Keykavus Alanya Kalesi'ne
sığınıp, buradan Bizans'a kaçmıştır. Bizans ile birlikte
Konya üzerine yaptığı sefer başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
13. yy boyunca Alanya ve çevresi, İlhanlılar ve
Karamanoğulları arasında birkaç kez el değiştirmiştir. Bu
arada Kıbrıs krallarının Alanya'yı alma denemeleri ise hep
sonuçsuz kalmıştır. 1472 yılında Osmanlıların eline geçen
kale, 1955 yılında restore edilerek bugünkü görünümüne
kavuşmuştur.
Alanya'nın Osmanlılara geçişi II. Beyazıt zamanındadır.
Kenti Gedik Ahmet Paşa kumandasındaki ordu almıştır. İbni
Batuta, 14. yy'ın başlarında deniz yoluyla gelerek bir
müddet kaldığı Alanya için "Buranın iklimi dünya
iklimlerinin en güzelidir. Tanrı diğer bölgelere dağınık
olarak ihsan ettiği güzelliklerin hepsini burada
toplamıştır" diyor. Diğer taraftan meşhur seyyahımız Evliya
Çelebi Alanya için "Güler yüzlü Türkmenler gördüm orada"
der. İbni Batuta'nın da dediği gibi Alanya, Akdeniz
kıyısında bir incidir. Doğal plajlarının yanında dantel gibi
işlenmiş kaleleri, camiler ve Alanya'nın kendisine has
mimarisi ile yapılmış güzel evleri gezenleri hayran
bırakacak niteliktedir.