Alanya
Kalesi, denize doğru uzanan ve birden yükselen bir yarımada
üzerinde kuruludur. İÖ. 2.yy. dan beri Akdeniz için son
derece önemli bir stratejik yer olan tepenin üzerinde bugün
birçok tarihi kalıntıya rastlanmaktadır. Bir Bizans kilisesi
ile bir Selçuklu Camisi veya hamamı; Helenistik, Roma,
Selçuklu ve Osmanlı devirlerinden kalma çeşitli eserler
surların arasında yan yana durur. Helenistik ve Roma
devirlerine ait kalıntılar görülmekte ise de Selçuklular bu
kaleyi baştan başa tamir etmişlerdir. Alanya Kalesi iç içe
üç sıra surdan meydana gelmektedir. Kalede 83 kule, 140 burç
vardır.
Kalenin sabah ve akşam üzeri saatlerinde olağanüstü bir
manzarası vardır. Güzel ve sessiz havalarda Alanya ve civarı
ile, hatta kilometrelerce uzaklara kadar, Antalya kentine
doğru Beydağları bile gözükür. Kalenin batıya doğru ucunda
"Adam Atacağı" denilen ve etrafı demir korkuluklarla çevrili
denize doğru bir çıkıntı vardır. Söylentiye göre, Romalılar
devrinde, ölüm mahkumları buradan aşağıya, sarp kayaların
üzerine atılırmış. Atılmadan önce de, bu yerin altındaki
kuyuda üç gün aç, susuz bekletilir ve üçüncü günün sonunda
eline üç tane taş verilirmiş. Mahkum bu taşlardan birini
denize ulaştırabilirse, kurtulurmuş. Yanınızda taş getirmeyi
unutmayın ve bir de siz deneyin. Herhalde bugün, o
mahkumların yerinde olmadığınıza sevineceksiniz.
Söylenti konusu edilen başka bir yer de, güzel kraliçe
Kleopatra'nın özel plajı. Kleopatra, yarımadanın batı
kıyısında, kayalarla çevrili ve yalnızca kaleden gizli bir
yolla ulaşılabilen bir kumsalda denize girermiş.
Antik
devirde ismi Korakesion ve Kalonoros olan Alanya,
Kilikya sınırında Pamfilya'ya karşı bir savunma kalesi
görevi görüyordu. Alanya'nın eski çağlardan Korakesion
denilen eski kısmı yüksek kayalıktan ibaret bir yarımada
üzerinde yer almaktadır. Savunmaya elverişli konumu
nedeniyle Romalılar zamanında ve daha önce Helenistik
devirde uzun süre korsanlara sığınak teşkil etmiştir.
Korsanlar burada gizlenirler ve elde ettikleri malları
bugün korsan mağarası dediğimiz yerden yukarıya açılan
bir tünelle yukarıya taşıyıp saklarlardı.
Bunların reislerinden Diadoros Tryphon yarımada üzerinde
bir şato yaptırdı ve kentin temelleri İÖ. 2 yy'da
böylece atılmış oldu. Akdeniz'i soygun yeri haline
getiren korsanları temizleyen Roma İmparatoru Pompeius
Alanya'daki şatoyu yıktırdı. Korsanlığın ortadan
kalkması üzerine, Alanya sönükleşti. Bu yer, daha sonra
Marc Antonius tarafından Kleopatra ya hediye edilmiştir.
Alanya, Bizans devrinde bir beyin idaresine geçerek
yavaş yavaş tekrar gelişti ve etrafına surlar inşa
edildi. Ancak kent, Selçukluların kenti ele geçirmesi
ile (1221'den itibaren) önem kazanmaya başlamıştır.
Alanya'ya Selçukluların özel bir sefer düzenlemesi
nedeninin başında, Alanya'nın Selçuklu Devleti'nin
başkenti Konya'ya Antalya'dan daha yakın olması
gelmektedir. Selçuklu hükümdarı Sultan Alaeddin Keykubat
kaleyi kuşattığı zaman içinde yaşayan halk, Alaeddin
Keykubad'ın kuşatmasına karşı, iki ay boyunca kenti ve
kaleyi savunan beyleri Kir Fard'a giderek teslim
olmasını istediler. Kir Fard kabul etmedi. Bunun üzerine
halk Sultan Alaeddin'e giderek kalenin anahtarlarını
teslim etti (1220'de). Bunun üzerine kral da teslim olma
yoluna gitmiştir. Kararını Antalya Subaşısı Emir
Mübarizüddün Ertokuş aracılığı ile Alaeddin Keykubat'a
bildirdi.
Alara Kalesi Kralı da Kir Fard'ın kardeşi idi. Böylece
başta Manavgat ve Alara olmak üzere altı kale daha
böylece Selçukluların eline geçmiş oldu. Bu sırada
Alanya Kralı Kir Fard kızını da Keykubad'a vermiş ve
onun emrine girmiştir. Selçuklu Sultanı, karısına
Mahperi" ve kente de "Alaiye" ismini verdi. Kale yeniden
inşa edildi, büyük bir tersane kuruldu. Burası Selçuklu
Sultanlarının bir donanma üssü haline geldi ve Selçuklu
sultanları kışlık olarak kullandılar. Böylece kent hem
büyüdü, hem de çok güzelleşti. (Antalya Folkloru,
H.Çimrin).
Bu devirde kentin surlarına iki sur daha eklenmiş
(1226-31) ve baştan başa restore edilmiştir. Alanya
Kalesi, iç içe, üç sıra surdan oluşur. 83 kulesi ve 140
burcu vardır. Ayrıca yine bu devirde bir tersane ve bunu
korumak için de tersanenin hemen yanında tersaneyi
savunmak amacıyla bir Kızılkule inşa edilmiştir.
Selçuklular devrinde Alanya'da birçok önemli olaylar
yaşanmıştır. Alaeddin Keykubat'ı düşürerek tahta geçen
II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Moğollara yenildikten sonra
Alanya kalesine sığınmıştır. III. Keyhüsrev, gittikçe
büyüyen gücünden korktuğu Sadeddin Köpek'i burada
öldürmüştür.
Daha sonra tahta çıkan 111. İzzeddin Keykavus, 1259da
Alanya daki Keykubat Sarayı'na yerleşerek, ülkeyi
buradan yönetmiştir. Daha sonraları sarayda İlhanlı
elçilerine kötü davranması sonucu çıkan olaylar
sonucunda Moğol akınlarıyla karşılaştığında, II.
İzzeddin Keykavus Alanya Kalesi'ne sığınıp, buradan
Bizans'a kaçmıştır. Bizans ile birlikte Konya üzerine
yaptığı sefer başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 13. yy
boyunca Alanya ve çevresi, İlhanlılar ve Karamanoğulları
arasında birkaç kez el değiştirmiştir. Bu arada Kıbrıs
krallarının Alanya'yı alma denemeleri ise hep sonuçsuz
kalmıştır. 1472 yılında Osmanlıların eline geçen kale,
1955 yılında restore edilerek bugünkü görünümüne
kavuşmuştur.
Alanya'nın Osmanlılara geçişi II. Beyazıt zamanındadır.
Kenti Gedik Ahmet Paşa kumandasındaki ordu almıştır.
İbni Batuta, 14. yy'ın başlarında deniz yoluyla gelerek
bir müddet kaldığı Alanya için "Buranın iklimi dünya
iklimlerinin en güzelidir. Tanrı diğer bölgelere dağınık
olarak ihsan ettiği güzelliklerin hepsini burada
toplamıştır" diyor. Diğer taraftan meşhur seyyahımız
Evliya Çelebi Alanya için "Güler yüzlü Türkmenler gördüm
orada" der. İbni Batuta'nın da dediği gibi Alanya,
Akdeniz kıyısında bir incidir. Doğal plajlarının yanında
dantel gibi işlenmiş kaleleri, camiler ve Alanya'nın
kendisine has mimarisi ile yapılmış güzel evleri
gezenleri hayran bırakacak niteliktedir.